Go ve diyalektik düşünce

İki farklı çeşit akıl yürütme olduğunu söyleyebiliriz, dogmatik ve diyalektik. Dogmatik düşünme, doğruluğu kabul edilen iddialarla yola çıkar ve bu iddiaların çıkarımları üzerine çalışır. En baştaki varsayımları nadiren sorgular ve tekrar sorgulanması gerekmeyen nihai cevaplar arar. Bu çeşit doğrusal akıl yürütme, Descartes ile tanınmıştır; bir noktada başlar ve başlangıç noktasına dönmeyi düşünmeden sürekli ileri gider. Go oyununa çok da uygun olmamasına rağmen hepimiz sorulara standart yaklaşımımızda bu çeşit düşünce şeklini kullanmaya eğilimliyizdir.

Go’da nasıl oynayacağımız konusundaki varsayımlarımızı sürekli yeniden sorgularız. Standart joseki bile sürekli revize edilir. Kimse itiraz edilemez bir oynama şekli bulma beklentisinde değildir. Go’da akıl yürütme kesinlikle doğrusal değildir, tekrar tekrar temellere geri döner, bu temellleri sürekli revize eder ve yeniden değerlendirir. Yani tek bir kelime ile diyalektiktir.

Diyalektik akıl yürütme daha çok Doğu düşüncesinde, özellikle Budizm’de tipiktir fakat Batı’da bilinmektedir. Çağdaş Alman filozof Martin Heidegger buna mükemmel bir örnektir. Sokrat düşüncesinin saf varsayımları eleştirel olarak inceleme tekniği de diyalektiktir.

Diyalektik akıl yürütme sorularun ne olduğundan emin değildir; varsayımların sürekli olarak yeniden sorgulanması gerektiğinin farkındadır ve sürecin sonuçlanmasını değil farkındalığın kademeli olarak gelişmesini hedefler. Derin düşünmeyi gerektirir ve zaman alıcıdır. Tipik bir Go çalışması buna çok iyi bir örnektir.

Descartes

Bunu, çok açık görünen bir iddia ile örneklendirelim: Go’da kazanmak iyi bir şeydir. Herkes bir oyunu kazanmaya olumlu tepki verir. Hiç kimse kaybetmek istemez. Tabi ki, kazanmak iyidir.

Şimdi bununla ilgili bir discursive düşünme örneği verelim: Go’da kazanmak iyidir. Bu durumda tersi yani kaybetmek kötüdür. Kötü olandansa iyi olana sahip olmak daha iyidir, yani mümkün olduğunca çok kazanmak isterim. Bu durumda handikap sistemi bir beladır, ve seviyemi daha aşağıda göstererek daha çok kazanabilirim. (Belki de Sunucu’da seviyelerini aşağıda gösteren kişilerin bazıları bu şekilde düşünüyorlardır.)

Şimdi aynı örneğe diyalektik düşünceyi uygulayalım: Go’da kazanmak iyidir. Ama yanı zamanda kötüdür. Çünkü kaybettiğinde daha çok şey öğrenirsin, ve kazanmak başkasının yenilgisinden zevk duymaya ve kibire neden olabilir. Bu durumda belki de yenmek hem iyi hem de kötüdür, fakat yenmek mutlak iyi değilse belki de oyunun asıl amacı değildir. Yani, handikap sisteminin bir amacı kazanmanın oyunun amacı olmadığının farkına varmamızı sağlamaktır.

Peki bu durumda oyunun amacı nedir? Ve kazanmak hem iyi hem de kötü müdür, yoksa ne iyi ne de kötü müdür? Bir şeyler yapmak için iki temel amaçtan bahsedebiliriz; bir ürün edinmek ve bir eylemde bulunmak. Birincisi daha tanıdık olandır. Hepimiz üretkenlik konusunda endişe etmeye meyilliyizdir, eylemler hakkında sonuçlarına göre değerlendiririz. Bu işlerimizde çok açıktır, fakat boş zamanlarımızdaki aktivitelerimizi bile fiziksel kondisyon, kendini iyi hissetme gibi hedeflere dayandırmaya çalışırız.

Fakat bu ürün odaklılığının ilginç bir sonucu vardır. Sonuçta tüm bunların amacı nedir? Eğer okula gitme sebebimiz mezun olduktan sonra iyi bir iş bulup para kazanmak ve bu parayla bir yelkenli alıp denize açılmak ve eğlenmek ise, tüm aktivitelerimizin nihai amacı bir çeşit psikolojik duruma ulaşmak mıdır? Öyleyse, neden modern kimyayı kullanarak işi basitleştirip yelkenlinin bakımından kurtulmayalım?

Heidegger

Maddi ürünlerin nihai sonuç olamayacağının herkes farkındadır, çünkü sadece “sahip olan” olmak yeterli bir insan hayatı değildir. Fakat psikolojik bir ürün de yeterli değildir. İnsanlar sadece zevk makineleri değildir. İnsan, dünyada hareket eden karmaşık bir yetenekler kümesidir, ve insan hayatı aktivitelerden, özellikle de önemli insani yetenekleri hayata geçiren aktivitelerden oluşmaktadır. Bu durumda, bir şeyi yapmak için önemli olan neden ikincisi, yani bir aktivitede bulunmaktır. Amaç, bir ürün edinmek değil, bir yaşama sahip olmaktır.

Şimdi Go oynamanın sebebini anlayabiliriz: insana öz bir aktivitede, hem zekayı hem kalbi içeren hem de sosyal etkileşimi sağlayan bir aktivitede bulunmak. Bu bize hayat veren, dünyada gerçek bir varlık sağlayan türde bir şey. Fakat eğer oynamanın amacı oynamaksa, oyunun sonucu o kadar önemli olamaz. İyi olan bir şey varsa, o da oynamak ve iyi oynamaktır.Handikap sistemi sayesinde, kazanmak ve kaybetmek o amacı etkilemiyor. Şimdi kazanmanın neden nr iyi ne de kötü olmadığını görebiliyoruz. Kazanmak sadece sürecin bir parçası. Ve iyi olan bir şey varsa, o da süreç.

Yazan: William Cobb
The Empty Board #13

0 cevaplar

Cevapla

Yazıyla ilgili yorumlarınızı yazabilirsiniz.
Buraya yorumlarınızı yazabilirsiniz!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir