goban

Hayatın tahta üzerindeki yansıması

“Sadece bir oyun” diyerek,
Başladılar oynamaya…
Evet, dün başlamışlardı…

Bu eski Japon senaryosuna konu olan ve günlerce bitmek bilmeyen oyunun adı Go. Uzak Doğu’nun bu kadim zeka oyunu, bir eğlence olmaktan öte bir şey. Hiç çekinmeden söyleyecek olursak: Hayatın yansıması…

Go ve hayat arasında yapılan analoji eski zamanlara kadar uzanır. Rivayete göre, oğlunun zekasını geliştirmek isteyen Çin İmparatoru Yao (MÖ 2357-2255 ) oyunu icat etmiştir. Ancak oyun zaman içinde kökleşir. 1200’lere geldiğimizde Go, Çin’de müzik, resim ve kaligrafiyle birlikte kültürlü bir bireyden beklenen Dört Temel Beceri’den biri sayılır. Go sadece seçkinlerin nazik dünyasıyla sınırlı kalmaz. Meşhur savaş stratejisi uzmanı Sun Tzu tarafından kurulan “Karanlık Strateji Okulu” ve Çin devletinin diğer savaş sanatı ustaları tarafından oyun özendirilir ve desteklenir.

Uzak Doğu tarihinde yoğun olarak Go oynayan bir başka topluluk ise rahiplerdir. Go oynayan bir rahip ile oynamayan bir rahip arasındaki anlayış farkı, veciz öykülere dahi konu olabilir:

“İki rahip, sağanak yağmurun eşliğinde, çamurlu bir yolda yürümekteydi. Köşeyi dönünce, ipekten bir kimono giymiş güzel bir kız gördüler. Kız, bir su birikintisini geçemiyordu. Rahiplerden biri kızı çağırdı ve elleriyle çamurlu yolun karşısına kadar taşıdı. Diğer rahip, gece kalacakları tapınağa dönene dek ağzını açmadı. En sonunda, tapınağa geldiklerinde kendisini tutamayıp kızı taşıyan rahibe şu soruyu sordu:
— Biz rahipler kadınlara çok yaklaşmayız, dedi. Bunun tehlikeli olduğunu biliyorsun, neden öyle bir şey yaptın?
— Ben kızı yolda bıraktım, dedi birinci rahip; Sen onu hala taşıyor musun?”

Go’ya hem savaşçıların hem de rahiplerin ilgi göstermesi bir çelişki gibi görülebilir. Zira bu oyun hem savaşçıların keskin dünyasına hem de rahiplerin mistik dünyasına nasıl seslenebilmiştir? Bir takım hesaplamalardan ibaret olması beklenen bir zeka oyunu için bu kadarı fazla değil mi? Go’yla yeni tanışanların aşmaya çalıştığı bu çelişkiyi anlatmak için oyunla ilgili bir bilgi vermek isterim: Hesaplamalara göre evrende 9.3×10 üzeri 567 adet farklı Go oyunu oynanabilir. Evrendeki toplam proton sayısının 10 üzeri 90 olduğunu ekleyecek olursak bahsedilen sayının büyüklüğü daha iyi anlaşılır. Oyundaki ihtimallerin devasalığından dolayı, Go sadece zekayla baş edilebilir bir şey değildir. Bu sebeple en güçlü bilgisayar bile en düşük seviyeli profesyonel oyuncuyu yenmekten fazlasıyla uzaktır.

Sezginin peşinde

Yine soracak olursak, bu oyunu daha iyi oynayabilmek için ihtiyacımız olan nedir? Bu sorunun tam bir yanıtı henüz verilememiş olsa bile ilk akla gelen cevap “sezgi”dir ve mümkünse sezginin yanında “kontrol”, “sabır” ve “denge”… Bu durumda Go, insan aklına hitap ettiği gibi ruhuna da hitap ediyor. Oyunda ilerledikçe kaçınılmaz bir şekilde ruhunuz, aklınız ve karakteriniz de taşlarla birlikte tahtaya yansımaya başlıyor. Şu Go deyişine kulak verin lütfen: “Zaman geçtikçe tahta oyuncuların zihninin aynası haline gelir. Bir usta öğrencisinin oyununu yorumlarken, onun nerede hırsına yenik düştüğünü, nerede yorulduğunu, nerede aptallık yaptığını ve nerede hizmetçinin ikramıyla dikkatinin dağıldığını söyleyebilir.”

Amacınız Go oynamaksa her şeyinizle tahtaya oturmalısınız. Kibriniz, hırsınız ve korkularınız tahtadan size yansıyacaktır. Bu da ister istemez sizi bunları gözden geçirmeye itecektir. Tıpkı her hamlede oyunun yeniden kurulması gibi, her oyunun sonunda da başka bir insan olarak gerçek dünyaya dönebilirsiniz. Belki bazen günler sonra…

Yazan: Mehmet Emin Barsbey

Not: Bu yazı Habertürk Gazetesi editoryal sayfalarında yayınlanmıştır.

0 cevaplar

Cevapla

Yazıyla ilgili yorumlarınızı yazabilirsiniz.
Buraya yorumlarınızı yazabilirsiniz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir