Satranç tahtası

Go ve Satranç

Kurnazlık ve sabrın iki antik oyunu: birinde, savaşa hazır, şaha kalkmış atları ve süslü kuleleriyle heykelden ordular karşılaşır; diğerinde ise mütevazı siyah ve beyaz taşlar, gittikçe daha fazla karmaşıklaşan ağlar kurup, birbirini çevrelemeye çalışarak boş, büyük bir alanı doldururlar.

Satranç hayranları da, Go hayranları da oyunlarının dünyadaki en iyi oyun olduğundan emindirler. Yüzyılların bilgeliğini aktarma tutkusunda da ortaktırlar. Oyunlar farklı olsa da, satranç ve Go savunucuları, ortak bir amacı paylaşırlar – karmaşık bir hareketler dizisi, rekabet, sportmenlik, yoldaşlık yoluyla, en iyi hamleleri öğrenerek, daha da önemlisi doğaçlama yaparak, antik bir oyunda yeni bir şeyler yaratarak gençleri eğitmek. A.B.D. Washington, D.C. Satranç Merkezi’nin kurucusu David Mehler’e göre “Satranç, çocuklara, muazzam bir dizi kullanışlı yetenek kazandırır; kayıtsızlığın risklerini, azmi ve sabrı öğretir.” Ayrıca bu “onlara yoğunlaşmayı, bir göreve odaklanmayı, sorunları akılları ile çözmeyi öğretir.”

Düşük beklentilerin sorun yaratabileceği varoş çocukları içinse satrancın başka faydaları da vardır. Mehler’e göre “Satrancın önbelleği sayesinde, çocuklar entelektüel olarak yetkin olduklarını hissederler ve kendilerine güvenleri artar. Aptal ve değersiz oldukları söylenerek büyütülen çocuklar satranç öğrenir ve kendileri hakkında bu söylenenlerin bir yalan olduğunu anlarlar.” Mehler, kendi programlarına katılıp, sonrasında doktor, avukat ve mühendis olan öğrencileri örnek veriyor.

Ülkenin diğer ucunda, Colorado, Boulder’daki Go öğretmeni Paul Barchilon’a göre ise kendi oyununun entelektüel avantajları daha da fazla: “Bana göre Go, çok daha iyi bir oyun ve satrancın neredeyse tamamen zıddı. Satrançta, dolu bir tahta ile başlayıp karelerin içinde oynarsınız. Go’da ise başlangıçta tahta boştur ve oyun çizgilerin kesişimlerinde oynanır. Özel bir parçayı yakalamaya çalışmak yerine, adalar ve alanlar, bir dünya, bir kozmos yaratırsınız.”

Amerikan Go Birliği’nin (usgo.org) başkanı klinik psikolog Roy Laird, Go’nun insanı daha felsefi bir zihin yapısına teşvik ettiğini iddia ediyor. “Satranç, 18. yüzyıl savaşlarının bir modelidir. Parçalar sıralanır ve birbiriyle savaşır. Karşı tarafın kalbini kesmeniz gerekir. Go’da ise yenme, kavram olarak tamamen farklıdır. Doğu düşünüşüne göre, dağ ve vadi birbirinin zıddı değildir. Beraber var olur ve birbirlerini tanımlarlar.”

Barchilon, rekabet kavramının Go’da farklı olduğunu ekliyor: “Eğer bir oyuncu çok hırslıysa ve her şeyi almaya çalışırsa, oyun onu cezalandırır.” Ayrıca Go, handikap sistemiyle, sadece yenme ve yenilmenin dışında ödüller de sunar. Bir oyuncu, handikapı azaltmak için kendisiyle yarışabilir; oyuncular, daha zayıf oyuncuların daha yüksek seviyelere ulaşmasına yardımcı olurlar.

Washington D.C.’nin Maryland varoşlarındaki birçok satranç ve Go kulübünün organizatörlüğünü yapmış olan John Goon’a göre, iki oyun da muazzam imkânlar sunar. Go’nun öğrenilmesi daha kolaydır ve zengin bir stratejik çeşitlilik sunar; satranç ise büyük bir taktiksel karmaşıklık ve eğitim ve kulüp desteği potansiyeli sunar. Goon’a göre, “gerçek fark, öğretmenlerin ve rehberlerin yetenek, eğitim ve olgunluklarından doğar. Go ve satranç, sadece kuralların, taktiklerin ve stratejilerin ezberlenmesinin ötesindedir; Go ve satranç aydınlanma imkânları ile dolu bir hazine sandığı sunar.”

Laird de her iki oyunun birçok faydasının olduğunu düşünüyor.  “Satrancın bilişsel faydalarını gösteren birçok araştırma var,” diyerek beynin, bu oyunla meşgul olduğunda aydınlanan alanlarını gösteren elektro-ensefalogram çalışmalarına işaret ediyor. Ancak, başka çalışmalar, Go’nun bunlara ek olarak beynin daha fazla bölgesini çalıştırdığını gösteriyor, diyor. Çalışmalar ayrıca, iki oyunun da “ortalama akademik ilerleme oranını ve okuma seviyesini arttırdığını gösteriyor.”

A.B.D. satranç merkezinde çalışan satranç öğretmeni Etienne Gilbert için, çok önceleri, bir defa oynadığı Go, tuhaf ve yabancılaştırıcı bir oyun. Ona göre oyun “çok soyut, tahta çok geniş. Bütün parçalar aynı.” Gilbert’e göre, “aralarında gösterişli farklar olan ve her biri kendi özel gücüne sahip olan taşlarıyla satranç daha önde. Çünkü satranç dinamik, Go ise statik.”

Mehler ise “satrancın daha geniş bir uluslararası çevreye hitap ettiğine” işaret ediyor. “Dünyadaki her ülkenin bir satranç takımı var.” Bu oyun dile de girmiş durumda, öyle ki “kültürün, dilin bir parçası.” Diplomaside, sporda ve daha birçok bağlamda kullanılan satranç terimleri var: örneğin “Şah mat”.

Satranç daha yaygın olsa da, dünyada toplamda satranç oyuncusundan daha fazla Go oyuncusu olduğunu duymak birçok Amerikalıyı şaşırtacaktır. Ancak bu oyuncular daha çok Asya’da, özellikle de Çin, Japonya ve Kore’de yoğunlaşmıştır.

ÖĞRETMEYE GİDEN YOLLAR

Birçok Amerikalı gibi Go’dan habersiz olan Barchilon, oyunu 16 yaşındayken, ortada belli bir neden olmasa da, oyunu sürekli kazanan bir arkadaşından öğrenmiş. “Hayrete düşmüştüm” diyor Barchilon. “En az onun kadar zeki olduğumu düşünüyordum.”

Barchilon kazanana kadar, düşünme ve şaşkınlıkla dolu altı ay geçmesi gerekti – aynı gün, arkadaşı başka bir yere taşındı. Go kıtlığı olan bir ülkede yaşadığından, 17 yıl boyunca gerçek bir rakip bulamayacaktı. Sonunda, 2001’de, şans eseri bir karşılaşma, oyunu tekrar oynamaya başlamasına neden oldu ve Colorado’daki Boulder Go Kulübü’nü keşfetti.

Bugün Barchilon, kendi yaşadığı kıtlığın, “başka insanların başına gelmemesi için” çalışmayı kişisel bir görev olarak benimsemiş durumda. Go oynayan ve öğreten bir arkadaşı 2003’te kanser dolayısıyla vefat ettiğinde, Barchilon arkadaşının çocuklarına Go öğretmeye başladı. Bundan kısa süre sonra ise, çocuklar için haftalık bir Go kulübü kurdu ve 2006’da, Amerikan Go Vakfı’nın Yılın Öğretmeni Ödülü’ne layık görüldü. Şu anda, bu vakfın organizasyon çalışmalarında görev alıyor, bu çalışmalar ise ülkede her yıl yüz civarı yeni Go kulübünün kurulması ile sonuçlanıyor. Barchilon, “Yeni nesil için büyük umutlarım var,” diyor.

Mehler’i öğretmeye götüren yol da dolambaçlı olmuş. Oyunu küçük yaşta öğrenmesine rağmen, “büyük bir yeteneği, hatta pek de isteği” olmadığını söylüyor. 1970’lerde özel bir lisede öğretmenlik yaparken, “son derece zeki” olarak tanımladığı, sınıfta kalan bir öğrencisinden bahsediyor: “sadece bütün bu akademik süreçle bir bağ kurmuyordu.” Çocuğun ebeveynleri de aynı liseden mezun olduğundan, oma yardım etmek için üzerinde fazladan bir baskı vardı, Mehler de satrancı önerdi.

“Neredeyse aniden, tüm akademik durumu tersine döndü,” diyor Mehler “Diğer öğretmenler, bu öğrenciyi nasıl bir günde bir F öğrencisi olmaktan çıkarıp, A öğrencisi yapabildiğimi soruyorlardı.” Satranç, onun “ileriyi planlamasına” imkân sağladı. “ve yaptığı hareketlerin sonuçlarının olacağını kavradı.” Bu da onun, kendi hayatı üzerinde kontrol sahibi olduğunu fark etmesini sağladı.

Mehler, satrancı birkaç öğrenciye daha yardımcı olmak için kullandı. Birkaç yıl sonra Washington D.C.’de genç bir avukat olarak çalışırken, varoş gençliğine öyküler okumak için gönüllü oldu. Kısa süre sonra, onlara yardım etmenin başka yollarını aramaya başladı ve deneyimlerinden yola çıkarak, onlara satranç öğretmeye başladı.

Kısa zamanda amatör çalışmaları ilgi topladı. “İnsanlar, şehirdeki çocuklarla yaptığım çalışmaları sevdiler.” Dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov’un Washington D.C.’ye yaptığı bir gezi, satranç eğitimi için tetikleyici oldu ve 1991’de, Mehler’in başkanlığında A.B.D. Satranç Merkezi açıldı. Merkez, çevre okullarına satranç öğretmenleri gönderiyor. Her ne kadar odak varoş çocukları olsa da, talepte bulunan her okula karşılık veriliyor. Ayrıca şehrin, kenar mahalleler dâhil tüm bölgelerinden öğrencilerin katıldığı turnuvalar düzenliyor.

En yeni programlardan biri de, Etienne Gilbert’in Cuma sabahları 3. ve 4. sınıflara öğretmenlik yaptığı Harriet Tumban Okulu’nda. “Öğretmenler bayılıyor,” diyor Gilbert. “Çocuklar için ise teneffüs gibi.” Gilbert, derslere, öğrencilerin bolca katıldığı bir konuşma ile başlıyor. “Şahtan kaçabilmek için bir şah hangi üç şeyi yapabilir?” Gilbert soruyu sınıfa soruyor ve dikkat çekmeye çabalayan bir eller ordusu havaya kalkıyor.

Bir çocuk, “Bir korkak gibi kaçmak” diye cevap veriyor. “Güzel,” diyor Gilbert ve daha fazla cevap istiyor. Kısa zamanda, çocuklar ikili gruplara ayrılıyor ve satranç tahtalarının başına coşkuyla ve yoğunlaşmış bir şekilde oturuyorlar, bu sırada Gilbert ise sınıfta dolaşıyor ve soruları cevaplıyor.

Gilbert’e göre, çocukların ilgisini çekmenin de ötesinde, satranç birçok ders veriyor. “İlk önce sorumluluk duygusuna sahip oluyorsunuz. Adil olma ilkesi var; hile yapamazsınız. Yoğunlaşma ve odaklanma ilkesi var ve bu yeteneğin geliştirilmesi önemli. Yaratıcılık, hesaplama ve planlama ilkesi var. Satrancın bir strateji oyunu olduğu açık, bu nedenle ileriyi görmelisiniz. Geriyi ve ileriyi. Bunlar hayatın diğer alanlarında da kesinlikle geçerli olan uygulamalar.”

Ona göre işinin en güzel kısmı ise, çocuklar. “’Oley, satranç dersi!’ diye bağırıyorlar. El çırpıyorlar ya da bana sarılıyorlar.” Barchilon oldukça sevindirici bir tepkiden de bahsediyor: “Ebeveynler sık sık gelip, bana teşekkür ediyor ve bu derslerin çocuklar için ne kadar güzel bir deneyim olduğundan bahsediyorlar.”

BAŞARILI KARIŞIM

Aralarındaki rekabete rağmen, satranç ve Go öğretmenleri aslında aynı görevi üstleniyorlar; oyunları bilişsel, sosyal ve akademik gelişim için kullanıyorlar. Gerçekten de, organizatör olarak geçirdiği yıllardan sonra, Goon çeşitliliğin yararlarını kavramış. Go kulüpleri için çalıştıktan sonra bunlara satrancı da eklemiş. “Başka oyunların eklenmesinin kulübün yaşama şansını artırdığı çabucak belli oldu.”
Goon’a göre, spora ya da masa oyunlarına yekpare yaklaşım, “hepsini kucaklamak yerine ayrımcılığı getiriyor. Bana göre, öğrenci gelişimini amaçlayan eğitimsel programlar, mümkünse her şeyi dâhil etmeli.” Yıllar içinde, Goon’un kulüpleri, fantastik kurgu kart oyunlarından kelime oyunlarına, Carcassonne ve Ticket to Ride gibi Avrupa tarzı oyunlara kadar oyunlar bulunduran geniş bir yelpazeye sahip oldu. Bunlardan biri için gelen bir katılımcı muhtemelen diğer oyunlara da ilgi duyuyor ve onları oynamaya başlıyor; bu da bir stil zenginliği yaratıyor.

Goon’un vakfı iki klasiği hala bünyesinde barındırıyor: “Go ve satranç programlarının başarılı karışımı, iki oyunun dostça ve saygılı bir şekilde beraber var olabileceğini gösterdi.”

Bazen ortak noktaları olsa da, iki oyun farklı yetenekler kazandırıyor. Aniden saldıran taşlarla, çatallar, iğneler ve keşfedilen saldırılarla, satranç bir taktik oyunu. Go ise büyük bir resim; uzun vadeli bir sabır, yapı ve gelişim oyunu. Çocukların çok azı oyunlarında ustalaşıyor ve daha da azı profesyonel oluyor. Fakat bu oyunlar, gelişimlerinin bir parçası oluyor ve bazen onlara disiplin ve yaratıcı düşünmenin onları başarıya götüreceğini gösteren şey oluyor.

Satranç veya Go oynamaya başlayan bir çocuk, tahtanın ortasına doğru oynatılan bir file benzetilebilir; fil güvenli bir yerden, belki de biraz korkutucu bir yere ilerliyor, fakat bu ona yeni yönler, yeni imkânlar açıyor. Bu bir Go taşının tahtaya yerleştirilmesine de benzetilebilir, büyük bir yapının kurulması yolunda yapılan bu hamle, oyunun gidişatını değiştiren bir hamle, anahtar bir nokta olabilir. Çoğunlukla, satranç ve Go bir basamak, kompleks bir kişinin oluşumunda bir parça oluyor. Bir çocuğu, düşünsel ve tatmin edici bir oyuna yönlendirebilmek ise her öğretmen için gurur verici olmalı.

Yazan: Ethan Goffman
Çeviren: Melih Barsbey

 

Bu çeviri İstanbul Go Okulu kaynak olarak gösterilmeden kullanılamaz, kaynak gösterilmek kaydıyla ticari olmayan amaçlar için izinsiz kullanılabilir. Ticari amaçlı olarak, kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz.

0 cevaplar

Cevapla

Yazıyla ilgili yorumlarınızı yazabilirsiniz.
Buraya yorumlarınızı yazabilirsiniz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir