Değişmeye hazır mıyız?

Esnemeye hazır mısınız?

İş hayatında trendler gün be gün değişiyor. Rekabette geri kalmamak için yeni stratejileri ve yöntemleri kullanmak artık kaçınılmaz. Ancak her yenilik yanında riskini de getiriyor. Değişmeniz, değişirken riski de yönetebilmeniz daha doğrusu değişimi yönetebilmeniz gerekiyor. Ve burada en ihtiyaç duyulan özellik “esneklik”. Hatanın bedelinin ağır olduğu ve çalışanların yaratıcı olmaktan çok yanlış yapmamaya teşvik edildikleri iş dünyasında esneklik belki de en az bulunan özellik.

Kimse hata yapmak istemiyor, sıkı sıkı sarılacakları prosedürleri ve ilkeleri sahipleniyorlar. Tam da bu noktada, günümüzde, bu yaklaşım artık geçersiz. Bu ‘hata yapmak serbest’ olarak algılanmamalı. Şirketler tüm sistem ve çalışanlarıyla hemen her yıl değişmek zorundalar. Sabit kurallar ve süreçler geliştirmek değil; müşterinin, sorunun özelliklerine göre -ki bunlar da artık gittikçe çeşitleniyor- özgün stratejiler izlemek gerekiyor.

Pek tabi bu hadi esneyelim diyerek olabilecek bir şey değil. Bir çeşit kişilik özelliği, davranış alışkanlığı. Bu sebeple şirketler çalışanlarını en çok bu konuda geliştirebilmek istiyorlar. Esnek, şartlara göre düşünebilen ve bakış açısını farklılaştırabilen çalışanlar. Peki yılların beyinleri bugüne kadar gittikleri yönün tersine gitmeye nasıl başlayacaklar? NLP eğitimlerinden yoga atölyelerine kadar türlü yöntemler deneniyor. Yüzeysel bir değişimle bu işin kotarılamayacağı aşikar. Bu sebeple bugüne kadar kullanageldiğimiz araçlardan farklılarını kullanmak gerekiyor.

Nasıl bu hale geldik sorusundan başlayalım ve çocukluğumuza dönelim… Bizi belki de en çok şekillendiren alışkanlıklarımızdan biri oyundur. Oynadıkça ve oyunun soyut dünyasında yer aldıkça maliyet ödemeden kararlar almayı, farklı rollere bürünmeyi ve bir yerde hayatı simüle etmeyi öğreniriz.

degisim

Peki oynadığımız oyunları değiştirerek alışkanlıklarımızı değiştiremez miyiz?

Kocaman çocuklar olalım ve farklı ip atlama tekniklerine başvuralım demiyorum ancak klasik strateji oyunlarının gücünden faydalanabiliriz. Klasik strateji oyunları dediğimiz zaman satranç, dama gibi masa üstü oyunları kastediyoruz. Bu oyunların en iddialısı Go, bugün Uzak Doğu’da milyonlar tarafından oynansa da bize hala yabancı. Ve bu bize yabancı oyun aradığımız farklı bakış açısını içeriyor olabilir.

Go’da amaç olabildiğince dengeli olmak ve oyun tahtasını paylaşırken rakipten bir adıma öne geçmektir. Yani alışageldiğimiz birçok oyundaki gibi düşmanı topyekün bir imhadan ziyade rekabet ederek birlikte yaşamak söz konusudur.

Go basit kurallar üstüne kurulurken içine girdikçe karmaşıklaşır. Neredeyse kesin herhangi tek bir strateji yoktur. Birçok durumda kötü olan bir hamle başka bir durumda iyi olabilir. Önce tahta analiz edilir ve mevcut konjoktüre, ihtiyaçlara ve fırsatlara istinaden en iyi hamle bulunmaya çalışılır. Amaç bir hamle yaparken birden çok amacı gerçekleştirmektir.

576036_504441632904027_1930372212_n

Go birçok klasik oyun gibi sizi sabırlı ve dikkatli olmaya teşvik ederken bunun ötesine geçer ve size “esnek” olmayı öğretir. Gerçek olan tek strateji bir stratejinin olmamasıdır. Belki de bu anlayışı gerçeklikten kopmadan içselleştirebildiğimizde şirketimiz, çalışanımız ya da dünyamız herhangi bir zorlukla ya da yenilikle karşılaştığında bocalamayacak, derin bir nefes alacak, önyargılarını bir kenara bırakacak ve birçok iyi seçenek arasından en iyisini bulacaktır.

Yazan: Mehmet Emin Barsbey

Not: Bu yazı RNA Değişim Yönetimi web sitesinde yayınlanmıştır.

0 cevaplar

Cevapla

Yazıyla ilgili yorumlarınızı yazabilirsiniz.
Buraya yorumlarınızı yazabilirsiniz!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir